1915 Ermeni Olayları (Şebinkarahisar İsyanı)

| | Yorumlar (5) | Trackbackler (0) | Sonraki | Önceki
1915 Ermeni Olayları - Şebinkarahisar İsyanı1860 tarihi, Ermeniler için Milliyetçilik hareketleri cereyanlarının kuvvetle yayıldığı dönemin başlangıcıdır. 1860’lardan sonra İmparatorluğun zayıflaması ve dış tahriklere paralel olarak Ermeni Cemiyetleri birbiri peşi sıra kurulmaya başlamıştır. 1860 da Hayırsever Cemiyeti, 1870 – 1880 yılları arasında, Araratlı, Okul Sevenler, Doğulu, Kilikya Milliyetçi Kadınlar Cemiyeti ve Ermenistan’a Doğru Cemiyeti kurulmuştur. 1887 yılında Kafkaslı Ermeni’lerden Avedis Masar bey ve karısı Maro tarfından Marksist Hınçak Komitesi, 1893 Sason isyanı, 1895 Babıali Gösterisi, 1895 yılında Zeytun isyanı, 1 Haziran 1896 yılında Van isyanı, 1904 İkinci Sason İsyanı birbirini izlemiştir. 23 Temmuz 1908 Meşrutiyetin ilanından sonra komite faaliyetlerinde bir sükûnet görülmüştür. Bu sükûnet 1914 I. Dünya Savaşına kadar devam etmiş, savaşın başlamasıyla birlikte komitelerin faaliyetleri hızla artmış tertipli ve sitemli isyanlar birbirini izlemiştir. Yoğun şekilde Ermeni’lerin bulunduğu Şebinkarahisar’da bu isyanlardan nasibini almıştır.


Şebinkarahisar Ermeni İsyanı hazırlıkları 1914 yılında başlamıştır. 10 Şubat 1915 tarihinde Suşehri’nden Erzincan’a Zara gönüllü takımını götürmekte olan Mülazım Nuri Efendi kuzeye bağlı Pürk köyünde bir hayvanın değiştirilmesi zorunluluğunda kaldığında, köy muhtarı Agop’tan kira ile bir hayvan bulunmasını istemiş, muhtar Agop 210 hanelik köyde bir tek hayvan olmadığını olsa bile bile vermeyeceklerini söylemiştir. Mülazım Nuri Efendi, savaşta olduğumuzu, havanların bugün için lazım olduğunu ve esirgemesinin yurda ve ulusa hainlik olacağını ihtar etmiştir. Bu sözden köpüren Muhtar Agop belindeki tabancasını çekerek subaya ateş etmeye başlamış ve bir yandan da “ Ey Ermeniler evlerinizdeki silahları hangi gün için saklıyorsunuz haydin bakalım iş başına “ diye bağırarak köyü silahlı ayaklanmaya ve silahsız askerleri öldürmeye teşvik etmiştir. Muhtarın teşvikinden cüret alan Ermeniler derhal saklı silahlarını çıkararak gönüllü takımını üzerine saldırmışlar başta Mülazım Nuri Efendi olmak üzere bir çok gönüllüyü şehit etmişler ve bir çoğunu da yaralamışlardır. Bu olay Şebinkarahisar Ermeni İsyanının ilk belirtisidir. Durumun haber alan Hükümet gerekli tedbirleri alarak isyanın etrafa yayılmasına engel olmuş, yapılan aramada sadece Pürk Köyünde 200 tüfek, 400 tabanca, 10.000 mermi, 150 kama ve 52 kapsüllü bomba ele geçirilmiştir. Aramalar tüm sancağa teşmil ettirilmiş ve neticesinde 5 kazada 870 tüfek, 1052 tabanca, 756 kesici alet, 1920 bomba ve bir teneke bomba kapsülü ele geçirilmiştir. I. Dünya Savaşı dolayısıyla Şebinkarahisar sancağında ki erkek nüfusunun 4/3 ‘ü askere alınmıştı askere alınanların arasında Ermeni’lerde vardı, fakat Ermeni’ler askerlik yapmaya değil silah kaçırmaya gitmişlerdi. İstanbul’da faaliyette bulunan Taşnak Sutyan, Hınçak Veregazniyal, Ramgavar gibi Ermeni komitelerinin müştereken almış oldukları karara göre ;

  1. Ermeniler takım, takım silah ve cephanelerle askerden kaçacaklardır.
  2. Cepheye gitmemiş olan Ermeniler olay çıkarmak, tedhişler yapmak suretiyle Türk askerlerini, ailelerini ve köylerini korumak için cepheden kaçmalarına mecbur edileceklerdir.
  3. Seferberlik, askeri ulaşım tertibatını güçleştirmek için asker, yiyecek ve cephane konvoyları vurulacaktır.
  4. Ruslar hududu geçer geçmez silaha sarılacak ordu iki ateş arasında bulundurulacaktır.
  5. İtilaf devletleri hesabına casusluk yapılacaktır.
  6. Türklerin moralini bozmak, askerden kaçmalarını temin için propaganda yapılacaktır.

Alınan bu kararlar yurdun her yanındaki Ermenilere duyurulmuştu. Alınan kararlar tahrik ve teşvikler sonucu, cepheye giden Ermenilerden 450’sinin cepheden kaçtığını söylersek diğer kaçan Ermeni’lerle birlikte bunların silahsız Türkler için ne büyük tehlike teşkil ettiği kolayca anlaşılır.

Cepheden kaçan Ermenileri teşkilatlandırmak üzere görev alan komiteciler Hususoğlu Vahanik, Ermeni Murahhası Vağnak, Yaycı Papazı Sponyon, Ziberili (Akbudak) Kuyas, Karagözoğlu Humayak, mahkeme azası Hosrof ile Koçhisar’ın Göğdin köyünden Murat isminde ki Ermeni’lerdi. Ermeni’ler kendi aralarında yaptıkları toplantıda Hususoğlu Vahanik’i Ermeni Cemiyetleri Başkanlığına, Göğdinli Murat’ı Başkumandan, Karagözoğlu Hamayak ve Yaycı Papazı Sponyon’u ise Alay Komutanı olarak seçmişlerdi.

Teşkilat için gerekli tüfek tabanca ve mermiler Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun Taşnak Sutyan Hınçak cemiyetleri marifetiyle elde edilerek içerilere gönderiliyor, bomba, kelepçe ve kesici aletler ise bu komiteler tarafından hazırlattırılıyordu.

Şebinkarahisar Ermeni komiteleri ile diğer Ermeni komitelerinin teşkilatlandırılmasında bu teşkilatlara maddi ve manevi yardım yapılmasında en büyük rolü Penganlı Paşa Mıgırdıç isminde deri tüccarı bir Ermeni oynamıştır. Deri toplamak bahanesi ile yıllarca yöredeki tüm Ermenilerle sıkı ilişkiler kurmuş bulunan bu komiteci Ermeni dikkatleri çekmiş ve Hükümet tarafından takibe alınmıştır. Bu takibat neticesinde Şebinkarahisar’ın Tamzara Mahallesinde ki un fabrikasında silah namlusu ve benzeri harp araçları yapılan bir imalathane ortaya çıkarılmıştır. İmalathanede komitenin o yıl yaklaşmakta olan bayramda camilerde toplanacak olan Türk erkeklerinin bir anda yok edilmesi hakkında alınan kararı da ele geçirilmiştir. Kararda köy ve kasabalara ayrılan müfreze miktarları ve silah durumları da tespit edilmiştir. İmalathanenin ele geçirilmesiyle Hükümet işin üzerine sıkı gitmeye başlamış, askerden kaçan Ermenilerin yakalanıp cepheye sevk edilmesi ve silah aramalarına hız verilmiştir. Bu çalışmalar neticesi 1915 yılı Haziran ayında 150 kadar Ermeni asker kaçağı yakalanmış yakalanan asker kaçaklarından bir kısmı sabah erkenden askerlik şubesine gönderilmiş geri kalanlarda kilise altında ki yoldan askerlik şubesine götürülürken komite tarafından görevlendirilen Ermeniler muhafız jandarmaları şehit edip Ermenileri kurtarmışlardır. Kurtarılan Ermeniler derhal silahlandırılarak diğer Ermeni kaçakları ile birlikte silahlı bir grup oluşturulmuştur.

Şebinkarahisar Ayaklanmasının ilk günü jandarma Komutanı Vasıf, Polis Memuru Tevfik, Tahsil Memuru Kızıloğlu Emin Bey dahil olmak üzere 76 Türk şehit edilmiştir. Ermeniler kaleye çekilip kendilerine burayı üs olarak seçmişler ve tüm askeri ağırlıklarını buraya taşımışlardır. Ayaklanmanın ikinci günü Suşehri Ermenileri Ezbider ( Akıncılar ) Papazı Kirih’in kumandası altında kaleye geçmeye muaffak oldular. Takviye kuvvetin gelmesiyle ayaklanma daha da şiddetlendirilmiştir. 2. günü sokak kavgalarında ve kaleden atılan mermilerle şehit olan Türk sayısı 152 yi bulmuştur.

Ayaklanmanın 3, gününe kadar Şebinkarahisar’a hiçbir yerden yardım gelmedi. Ayaklanma mevcut jandarma ve polislerle, cepheye gönderilmek üzere toplanmış 120 kadar asker ve pek az sayıdaki Milis kuvvetleri ile bastırılmaya çalışılmıştır.

Ayaklanmanın 4, günü Suşehri’nden Erzincan’a gitmekte olan Binbaşı Ali Bey ( Ali Çetinkaya ) kumandasında ki askeri birlikte bulunan silah ve cephanenin bir kısmı Şebinkarahisar’a gönderilmiştir. Öğleye doğru Giresun’lu kâtip Ahmet Bey kumandasında 35 kişilik bir milis kuvveti, akşama doğru da Sivas Valisi Muammer Bey beşinci günü sabahı Sivas talimgâhından ayrılmış bir alayla fırka komutanı Neşet Paşa ve Erzincan’dan Yüzbaşı Vasfi Raşit Bey ( Vasfi Raşit Sevük ) kumandasında bir bölük ile Şebinkarahisar’a geldiler. 4. günü akşamına kadar Türkler’den şehit olanların sayısı 197 kişiyi buldu. Ermeni’lerin kaybı ise 28 kişidir.

Sivas Valisi Muammer Bey Ermeni’lere bir heyet göndererek ayaklanmadan vazgeçmelerini, isteklerinin nelerden ibaret olduğunu açıkça bildirmelerini, ayaklanmaya son verildiği takdirde isteklerinin uzlaşma yolu ile halledilebileceğini bildirdi. Vali’nin bu teklifini Ermeni’lerden bir kısmı kabul etmek düşüncesini ileri sürmüşler, ancak bunlar Papaz Kirih ve Komiteci Antranik Ozanyan tarafından derhal kurşuna dizilerek diğerlerine ibret olmak üzere kale burçlarına asılmışlardır. Ermeni’lere gelen heyete isteklerinin yalnız ve yalnız Ermeni istiklali olduğunu ve bununda ancak ermeni silahı ile elde edilebileceğini bildirmişler, uyuşma yolu ile mesele halledilemeyince savaş olanca şiddeti ile tekrar başlamıştır. Onuncu günü asker ve halktan şehit olanların sayısı 362 ve yaralı sayısı ise 117’ye ulaşmıştır. Ermeni’lerin yaralı ve ölü sayısı ise sadece 97 kişidir.

İsyanın bir an önce sona erdirilmesi için şehrin dışında Küpelibahçesi mevkiinde Ermeni’lere ait iki ev boşaltılarak ateşe verilmiş ve kaleye haber gönderilerek isyandan vazgeçmezler ise diğer tüm evlerin yakılacağı ihtar olunmuştur. Ancak bu durum aksi tesir yapmış ve galeyana gelen Ermeni’ler gerek kaledeki, gerek kasabadaki önlerine çıkan her evi ateşe vermişlerdir. Birkaç saat içerisinde kale ve tüm kasaba ateş içerisinde kalmıştır.

14. gün isyan bütün hızı ile devam ederken Yüzbaşı Vasfi Raşit Bey’in bölüğünden ayrılan bir kuvvetle kaleye yapılan çıkış harekâtı maalesef başarısızlıkla sonuçlanmış ve harekata katılan kuvvetin 4/3 ü Ermeni bombaları ile şehit edilmiştir.

Bu haliyle isyanın bastırılması mümkün görülmeyince top kullanılmasına karar verilmiş ve Sivas’tan getirilen toplar Bayramköy sırtlarına yerleştirilip Ermeni’lere teslim olmaları aksi takdirde kalenin topa tutulacağı ihtar edilmiştir. Ermeni’ler görüşmeyi kabul etmişler ve isyanın 18. günü üç görüşme yapılmış, sonunda da ertesi gün isyana son verilmesi kararlaştırılmıştır. Kaledeki ermeni harekâtını ve görüşmeleri Vahanik, Kirih, Spanyon ve Humayak idare etmekteydiler. Başkomutan olarak seçilmiş bulunan Göğdinli Murat 400 kişilik silahlı bir kuvvetle isyancıların yardımına koşmuş ancak alınan tedbirlere Ermeni Murat’ın Şebinkarahisar’a girmesi engellenmiştir.

Ertesi günü isyana son verilmesi kararlaştırılmış iken, gece saat 24:00 de isyancılar kaleden çıkarak bir yarma harekâtına başlamışlardır. Türk mahallelerine karşı yürütülen bu saldırı püskürtülmüş kale yolu da tutulduğundan kaleye dönemeyen Ermeni’ler bu defa Tamzara Mahallesine doğru kaçmaya başlamışlardır. Tamzara halkının gösterdiği insanüstü direnme karşısında buraya giremeyen 2.000 kadar silahlı Ermeni Tamzara ırmağından Kabaktepe mevkiine geçerek Eskiköy sırtlarından Kıllıbaba Ormanlarına sığınmak zorunda kalmışlardır. Binbaşı Asım Bey kumandasında ki takip müfrezesiyle 3 – 4 gün bu ormanlarda çarpışan Ermeni’ler daha sonra bu ormanlardan çıkarak Rus sınırına kadar müfreze önünde kaçmışlar ve Rum’ların ihaneti yüzünden büyük çoğunluğu Rusya’ya kaçmaya Muaffak olmuşlardır.

Ermeni’lerin bu nankörce isyanı neticesi 403 Türk şehir olmuş ve 176 Türk yaralanmış, şehir tamamıyla bir harabe haline gelmiştir. İsyanın bastırılmasında Şebinkarahisar mutasarrıf vekili Kayseri’li Ahmet Bey’in ve Ermeni’lerin Tamzara’ya girmesine engel olmada Tamzara’lı Kodbaş Mustafa’nın büyük yararları olmuştur.

Yorumlar

Re: 1915 Ermeni Olayları (Şebinkarahisar İsyanı)

ilhan | 27/12/2008, 00:15

Bu tür olaylarin ,vakalarin yazilip insanlarin bilgilendirilmesi bence objektif gözle bakildiginda yasanan felaketin acilari daha iyi anlasiliyor sanmayin bunlari bir tek Türkler okuyor Ermenilerde okuyor insanlar malesef cok bilgiden yoksun sadece kulaktan dolma bilgilerle olaylara ön yargi ile yaklasiyorlar.
Sonucta anadoluda yasayan insanlar adina ismine olursa olsun olumsuz olaylar yasanmis
artik bundan ders almanin zamani gelmistir

Re: 1915 Ermeni Olayları (Şebinkarahisar İsyanı)

sinem | 21/12/2008, 10:39

konumuzu buradan alıyoruz ama nasıl olduğunu incelemedim merak ettim inşallah güzeldir yoksa performan odevimden düşük puan alabilirim

Re: 1915 Ermeni Olayları (Şebinkarahisar İsyanı)

cem | 17/12/2008, 14:54

eveliyatında ölen ermeniler şimdiki ermenileri görselerdi sanırım ölüm nedenlerini bir kez daha sorgular ve ölmeyi düşünürlerdi.

ermeni terörü

h@y@l gözlüm | 28/11/2007, 23:16

ERMENİ TERÖRÜ

Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu da, Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Türk devlet adamlarına yönelik bu saldırgan strateji, ilk defa 1905'de II. Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. Anadolu dışında kurulan Hınçak, Tasnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmiştir. Bütün bunların sonucunda binlerce Türk ve Ermeni’nin hayatına mal olan isyan hareketleri ülkenin dört bir yanına yayılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından 1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirildikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, Türk diplomatları öldürülmeye başlanmıştır. 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20'ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın yolu ile karalama faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.

Bu yeni dönemde terörü özendiren, geliştiren, hazırlayan, daha geniş alanlara yayılmasını, ve hedeflerinin çeşitlenmesini sağlayan; terör tim ve grupları oluşturan, yeni örgütlenme çabalarına destek, temas ve ilişkiler ortamı hazırlayanlar, Taşnak ve Hınçak terör örgütleridir. Bunların yanında isminden en çok söz ettiren ve Ermeni terörü ile eş anlamda kullanılan “Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” örgüt adının kısaltılmış şekli olan ASALA'dır.

Geleneksel terör örgütleri içlerinden çıkardıkları terör tim ve gruplarıyla, ASALA ise terörün en acımasız ve insanlık dışı uygulamalarıyla yeni dönemin terör yaratıcıları olmuşlardır. ASALA da manevi ve psikolojik desteği, temas ve ilişkiler ortamını Hınçaklardan almıştır.

Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan'da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında bölücü terör örgütü PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bazı somut örnekler şunlardır:

· Bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kızıl Hafta” olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır.

· 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan'ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bu uzlaşmadan sonra, 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Türk Başkonsolosluğu’na, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları bürosuna yönelik olarak düzenlenen saldırılar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmiştir.

· Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir.

· Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

· 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut'ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.

Ermeni-PKK ilişkisiyle ilgili bir başka çarpıcı örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut'taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelerdir:

· Şimdilik Türkiye'ye karşı sakin tutum gösterilmelidir.

· Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir.

· Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır.

· Ermenistan devleti kurulmuştur, her geçen gün toprakları genişlemektedir ve atalarının intikamını mutlaka alacaklardır.

· Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkeler de Karabağ'da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir... Karabağ'da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılacaktır.

· Türkiye'de -PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek- iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.

· Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.

· Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.

· Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır.

Özetle; Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak "Bağımsız Büyük Ermenistan"ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.

«

ERMENİLER

H@Y@L GÖZLÜM | 28/11/2007, 23:13

Malum olduğu üzere Ermeniler’in, özellikle de diaspora Ermenileri’nin en büyük ‘takıntısı’ Türkler’dir. Türkler’in kendilerinden nefret ettiğini, onları bir ırk olarak yeryüzünden silmek için her türlü girişimde bulunduklarını, hatta 1915 yılında bunu topyekün bir soykırıma dönüştürdüklerini savunurlar. Kimi Ermeniler 1915 tehciri sonucunda 1 milyon, kimisi ise 2-2,5 milyon Ermeni’nin katledildiğini söyler. O dönemde Osmanlı topraklarındaki Ermeni sayısını dahi aşan bu ‘fantezi rakamlar’ bir yana bırakılacak olur ise, zaten tek başına soykırım ithamı dahi utanç vericidir. Soykırım amacıyla bir tek kişiyi dahi öldürmüş olsanız ‘yeryüzünde işlenebilecek en büyük insanlık suçu’nu işlemişsiniz demektir. Çünkü soykırım yalnızca ırkından veya bir gruba mensup olmasından dolayı, o kişinin şahsi özelliklerine, hata ve sevaplarına bakmaksızın yok edilmesini gerektirir. Söz konusu kişi kundakta bebek de olsa, 90’ında ihtiyar da olsa öldürülmelidir. Kısacası soykırım işlemiş bir millet bu ayıbı sonsuza dek beraberinde taşır, başı yerden kalkmaz.

İşte Ermeniler’in Türkler’i suçladığı soykırım böyle bir şeydir.

Ermeni araştırmacıların bir diğer iddiası da şudur: “Ermeniler asıl öldürülen atalarına değil, öldürmenin Türkler tarafından tanınmamasına içerlemektedirler. Bugünkü genç nesillerde dahi görülen derin yara ‘inkar’dan gelmektedir. Türkler yaptıklarını tanımış, kabul etmiş olsalar Ermeni ruhlarındaki yaralar daha kolay kapanacaktır”.

Ermeni bir araştırmacı bu durumu şöyle özetliyordu: “Düşünün bir adam bir kadını dövmüş ve sonra da tecavüz etmiş. Olayın ardından tecavüz eden sürekli bağırıyor, ‘ben tecavüz etmedim, o etti’ diyor. Bizim Türkler’le durumumuz da böyledir.”

Son yıllarda bazı Türk araştırmacılar da Ermeniler’e bu konuda hak vermeye başladılar. Örneğin Agos gazetesinde bir demeci yayınlanan tarihçi Müge Göcek şunları söylüyordu:

“Konuştuğum Ermeniler, geçmişte yaşanan bu korkunç olaydan o denli yara almışlardı ki doğru düzgün yas bile tutamıyorlardı çünkü yaşadıkları kabul görmemişti. Yaşanan ne olursa olsun eğer birine bir şey olduğu kabul edilmezse ve bu yaşanan çok travmatik bir deneyimse, bu, travmayı daha da artırır ve duygusal olarak onları çarpar.”[1]

Ermeniler’in akademik anlamda en güçlü olduğu Michigan Üniversitesi’nde çalışan Sayın Göcek’in Amerikalı Ermeni tarihçilerden ne kadar etkilendiği ortada. Göcek’e göre Ermeniler büyük bir katliam yaşadılar ve bunun yasını bile tutamıyorlar. Çünkü Türkler, yani bizler bunu kabul etmiyoruz. Eğer ‘Ermeniler’i soykırıma tabii tuttuğumuzu, çoluk çocuk demeden yeryüzünden silmeye çalıştığımız kabul ediversek onların da yaraları kapanacak, yas tutabilecekler.’

Her şeyden önce Sayın Göcek’in konuştuğu Ermeniler 1915 olaylarını yaşamış değiller. Hatta bir çoğu o dönemde yaşamış dahi değil… Bugün Türkiye’ye en sert şekilde saldıran Ermeniler de bırakın 1915 olaylarını yaşamayı, bir kez olsun Türkiye’yi görmüş dahi değiller. İçlerinde bir tek Türkler karşılaşmamış olan, Türkleri bir tür ‘canavar yaratık’ sananlar dahi var. Geçtiğimiz yıllarda bir hocamız California’da tüm hayatını bir Türk’le karşılaşıp, onun yüzüne tükürmeye adamış bir Ermeni’den bahsetmişti. İlginçtir 1915 olaylarını yaşamış Ermeniler Türklerden en az nefret eden Ermeni grubunu oluşturur. Bir çoğu bir Türk gibi yaşamış ve çoğu Türkler ile birlikte hayatlarını sona erdirmişlerdir. 1915 tehcirinin yaşandığı aynı günlerde Çanakkale Savaşı esnasında İngiliz gemilerine top gülleri gönderenler arasında Ermeni tabyaları da vardır. Yine bugün en az radikal olan, en kolay anlaşılabilir grup Türkiye’de yaşayan Ermenilerdir. Dahası Ermenistan Ermenileri diaspora Ermenileri ile kıyaslandığında Türklere karşı çok daha ılımlı durabilmektedirler.

Ne yazık ki sorun sadece Türkler’in Ermeni ithamlarını kabul etmesiyle çözülecek kadar basit değildir… Ve ne yazık ki sorunun kaynağında 1915 olayları da yoktur… Ermeniler’in yas tutamamalarının Türkler’in onların iddialarını kabul etmesi ile ilgisi ise neredeyse ‘sıfırdır’… Çünkü yeryüzünde hiçbir ulus geçmişin yasını bir başka ulusun tanımasına göre tutmaz. Daha doğrusu günümüz milliyetçiliğinde neredeyse hiçbir ulus bir diğerinin yasına gerekli saygıyı göstermez… Her ulus kendisine yapılanların yasını tutar, kendisinin yaptıklarını ya unutur, ya da fazlaca üzerinde durmaz… Örneğin Yunanlılar en çok Türklerce öldürüldüğüne inandıkları ataları için sıkça yas tutarlar… Kurtuluş mücadelelerini, ayaklanmalarda ölen Yunanlıları ve Kıbrıs çatışmalarındaki kayıplarını, Türkleri adeta lanetleyerek anarlar. Fakat bu yas onların ulusal grurlarından bir şey de eksiltmez. Kurban edilmişlik, sürekli bir mağdur olmuşluk (victimization) hissine kapılmazlar. Çünkü kendilerinin hep kaybeden, Türklerinse hep kazanan olduğunu kabul etmeleri halinde Yunan milliyetçiliği bundan büyük yaralar alır. Bu durum hemen her ulus için geçerlidir. İngilizler her yıl Çanakkale ve diğer savaşlardaki kayıpları için ağlarlar. Hiç kimse ‘Çanakkale’de ne işimiz vardı?’ diye sormaz. Konuştuğunuz bir İngiliz size “Türkleri hiç sevmiyorum, çünkü çok İngiliz askeri öldürdünüz” diyebilir. Nitekim bu satırların yazarı bu tür ifadeleri birkaç kez duymuştur. Fakat bir İngiliz bunu mümkün olduğunca kendi ulusal büyüklüğünü kanıtlamada kullanır ve yas tutmak için de ne Türk’e, ne de başka bir ulusa ihtiyaç duyar. Japonlar, Çinliler, Amerikalılar, Sırplar, Almanlar, Yahudiler, Filistinliler, Bosnalılar, Arnavutlar, Ruslar, İspanyollar… İçlerinde soykırım yapmış olanları da, soykırıma uğramış olanlar da vardır. Hatta hemen hepsi toplu kırım yapmış ve toplum kırımla karşılaşmışlardır. Hepsinin yasını tuttuğu olaylar vardır. Fakat bu, hiçbir zaman karşı tarafın kabulüne bağlı olmamıştır.

Bu bilgiler ışığında denebilir ki Ermeniler’in sorunu Türklerle veya başka bir milletle değil, kendileriyledir. Onlar kendi içlerinde ürettikleri ve adına “1915” veya “Türk” dedikleri bir canavarla savaşmaktadırlar. Ne yazık ki bu canavarı yenebilme ihtimalleri çok azdır. Hayallerle savaşmak gerçek bir düşmanla savaşmaktan çok daha zordur. Ve Türkiye tüm iddialarını kabul etse dahi, Ermenilerin sorunu çözülmez, diaspora Ermeni gençliğinin ruhundaki derin yaralar kapanmaz… Aksine yaralara tuz basılmış olur, acıdan zevk alanların sayısı artar…

Yorum ekle
Spam mesajları önlemek için bu sitede onaylama/inceleme sistemi vardır. Mesajınızın görüntülenmesi zaman alabilir.